Ahmedi nejad düğmeye bastı
İran’dan sürpriz atak. Ahmedinejad, zenginleştirilmiş uranyum üretilmesi için talimat verdi.

Başta ABD olmak üzere Batılı ülkelerle uranyum değiş-tokuşu konusunda görüşmeler yapan İran’dan sürpriz atak. İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad, zenginleştirilmiş uranyum üretilmesi için talimat verdiğini açıkladı. Bu İran’ın nükleer bomba üretme kapasitesine ulaşmak için önemli bir adım olarak görülüyor.
İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad, ülkesinin atom enerjisi kurumuna, Tahran’daki nükleer araştırma reaktörü için zenginleştirilmiş uranyum üretilmesi üzerinde çalışmaya başlanması talimatı verdiğini söyledi.
Devlet televizyonunda konuşan Ahmedinejad, İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Ali Ekber Salihi’den, santrifüj kullanılarak uranyumun yüzde 20 oranında zenginleştirilmesi çalışmalarına başlamalarını istediğini belirtti.
İran’ın, uranyumu lazer teknolojisi kullanarak zenginleştirme kapasitesine sahip olduğunu kaydeden, ancak bu konuda detaylı bilgi vermeyen Ahmedinejad, karşılıklı görüşmeler için “kapıların hala açık” olduğunu da söyledi.
URANYUMU YÜZDE 20 ORANINDA ZENGİNLEŞTİREBİLİYOR
Ahmedinejad, “Uranyumu yüzde 20 oranında zenginleştirebilecek kapasitede olmamıza rağmen Batı ülkelerine değişim yapmayı önerdik. Anlaşma için onlara 2-3 ay süre verdik. Yeni bir oyun başlatmaları üzerine Doktor Salihi’den santrifüj kullanarak uranyumun yüzde 20 oranında zenginleştirilmesi çalışmalarına başlamalarını istedim” diye konuştu. Ahmedinejad, çalışmaların ne zaman başlayacağını ise belirtmedi.
İranlı yetkililer, daha önce pek çok kez, zenginleştirilmiş uranyumu yurt dışından almalarını sağlayacak bir anlaşma yapılmazsa uranyumu yüzde 20 zenginleştirebilecek kapasiteye sahip olduklarını söylemişti.
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ramin Mihmanperest, ISNA haber ajansına verdiği demeçte, “İran’ın nükleer yakıt değişimi konusundaki duruşu değişmemiştir. İran, bu değişimi yapmaya hala hazırdır ve karşı taraf hazırsa anlaşmanın detaylarını müzakere edebiliriz” dedi.
MUTTEKİ OLASI ANLAŞMADAN BAHSETMİŞTİ
Almanya’da dün yapılan 46. Münih Güvenlik Konferansı’nda İran Dışişleri Bakanı Manuçehr Mutteki olası bir anlaşmadan bahsetmişti ancak ABD ve Almanya, İran’ın nükleer programından taviz vereceğine dair bir işaret göremediklerini söylemişti.
Uluslararası toplum, İran’ın uranyum zenginleştirme çalışmalarına, atom bombası üretebileceği endişesiyle sıcak bakmıyor. İran ise çalışmalarının barışçıl niyetlerle yürütüldüğünü söylüyor.
Beyoğlu’nun travestileri dünya sanatının gündeminde
Kadın arayan erkekler, erkek arayan kadınlar… Erkek arayan erkekler… Kadın arayan kadınlar… Ve travestiler… Cefakâr ve iddialı erkek-kızlar. Onlar hep geceye damgalarını vururlar.
Bunun son örneği Alman fotoğraf sanatçısı Karsten Kronas.
Beyoğlu’nun arka sokaklarındaki yaşamı fotoğraflayan sanatçının bu çalışması şimdi Almanya’da sanat kitapları yayınlayan Kehrer Verlag tarafından satışa sunuluyor. Kitabın adı ise Beyoğlu Blues.
Karsten Kronas’ın Beyoğlu’nun arka sokaklarında, farklı dünyalar yaşayanlarla gerçekleştirdiği Beyoğlu Blues’un metinlerini ise Mehmet Murat Somer yazdı.
Alman fotoğrafçının objektifine Beyoğlu’nun travestileri takılmış.
Bakın nasıl anlatıyor Somer, Beyoğlu’nun gece hayatını kitaba yazdığı yazıda:
“Ve gitgide havaya seks kokusu yayılır. Hayır, bu sadece yanımızdan geçerken savrulan saçlardan yayılan başdöndürücü parfüm kokuları değildir. Bedenlerden yayılır. Kimi genç, kimi olgun bedenler hassas burunların yanılmadığı o kokuyu yayarlar. Nasıl ki yaz başında ıhlamur ağacının kokusu, bulunduğu mahalledeki her eve bir biçimde sızarsa, kızışmış bedenlerin kösnül kokusu da Beyoğlu’nu aynen öyle kaplar. Kadın arayan erkekler, erkek arayan kadınlar… Erkek arayan erkekler… Kadın arayan kadınlar… Ve travestiler… Cefakâr ve iddialı erkek-kızlar. Gündüzleri bir biçimde görünmez olmayı becerip, tüm pırıltılarıyla gecenin kraliçeleri halinde ortaya çıkarlar. İsterse pullu payetli elbiseleri, renkli boaları, uzun Autriche’leri, isterse kucaklarındaki kanişleri, isterse bir tişört, bir jean’le yürürken edaları ve tavırlarıyla; Beyoğlu elbette gece sadece onların mekânı olmaz ama onlar hep geceye damgalarını vururlar.”
Oldukça isabetli bir seçim böyle bir kitap için Mehmet Murat Somer. “Hop Çiki Ya Ya” adını verdiği polisiye serisi sadece Türkiye’de değil çevrildiği bütün dillerde büyük ilgi görüyor.
Kitaplarının kahramanı, yani dedektifi ise bildiğiniz gibi bir travesti. Son olarak Hollywood’un bile film yapmak için travesti dedektifin maceralarıyla ilgilendiğini duymuştum.
Sinema dünyasının ilgisi yeni değil Somer’in bu serisine.
Ünlü yönetmen Atıf Yılmaz bir Mehmet Murat Somer macerasını filme almak istemişti ama ne yazık ki ömrü yetmedi.
Şimdi bu niyeti kızı Kezban Arca Batıbeki gerçekleştirecekmiş.
Son kitap Kaderin Peşinde’yi film yapmak istiyormuş o da. Atıf Yılmaz çok istemişti ama kızına kısmet olacak galiba.
travesti seyhan arman’dan büyük çağrı
Meşhur TEKYÖN isimli kulübün ne kadar transfobik olduğunu anlatmama gerek yoktur herhalde ve bunu ben de bildiğim için ne eski yerine ne de yeni yerine hiç gitmedim, gitme teşebbüsünde bile bulunmadım (dün geceye kadar).
Çünkü her zaman savunduğum bir şey var; trans kadınların alınmadığı bir mekana ben Seyhan olarak girebilsem de gitmiyorum ve bu şekilde kendi çapımda protesto ediyorum.
Uzun süredir birçok arkadaşımın ya da arkadaş grubumun hadi TEKYÖN’e gidelim ısrarlarına rağmen; “Hayır ben gelmiyorum” diye cevap verdim. Hatta şu anda çalıştığım kulübün işletmecisi Mustafa, “Hadi TEKYÖN’e geçelim” dediğinde, “Hayır oraya kadınları almıyorlar” dedim ve Mustafa cevap olarak “Oranın mekan sahibi (mülk sahibi) benim, ne alaka” dedi ve buna rağmen gitmedim.
Dün gece dansçı arkadaşım Hakan’ın doğum günü sebebi ile evinde toplandık ve bir süre sonra çok yoğun ısrarlar karşısında tanınmış bir oyuncu arkadaşım ve 2 gey arkadaşımla birlikte TEKYÖN’e doğru yola çıktık, yine de gitmezdim ama işletmecimiz Mustafa’nın “mekan sahibiyiz” lafına güvenerek tamam dedim ve tedbiri elden bırakmamak için Mustafayı arayıp rica ettim, “Çok kısa süre kalacağım telefon et kapıda sorun yaşamayayım” diye. 10 dakika sonra Mustafa aradı, “Boşver gitme, Harun (TEKYÖN’ün işletmecisi) biz travesti almıyoruz dedi ve istemedi” demesine rağmen arkadaşlarımın “Saçmalama biz Harun’u tanıyoruz, gel geceyi mahvetme” ısrarları karşısında gittim, içeri girdim ve işletmeci Harun (ki önceden tanıdığım birisi ve kendisi de beni tanır) karşılaşıp selamlaşma, öpüşme muhabbeti ardından bir standa geçtik. Buraya kadar bir sorun yoktu. Doğum günü olan arkadaşımın Harun’la şu diyaloglarına kadar, Hakan “bu gün doğum günüm” demiş Harun Bey de, “Tamam doğum günün ama Seyhan’la gelmişsin” deyip yüz çevirmiş.
Neyse bir kutu kola içtim show yapan garsonlar sigara odasında bana videolarını izlettiler, kostüm yardımı yaparım vs konuşmaları sonrası mekandan ayrıldık.
Şimdi bütün bunları anlatmamın sebebi şu; ben bu fobik mekana giderek ne kazanmış oldum ya da o mekan beni içeri alarak ne kaybetti?
Birincisi transların ya da geylerin bile alınmadığı bir çok hetero mekana girebiliyorum ya da transları kapısından geçirmeyen mekanlara da mekan sahipleri tarafından davet ediliyorum (ki asla gitmiyorum) da neden bu TEKYÖN’de sorun oluyor?
Madem biz LGBTT’ler beraber yürüyoruz ve bize ayrımcılık yapamazsınız diyoruz, eylem yapıyoruz, bağırıyoruz, çağırıyoruz… Peki, buradaki ayrımcılık ne olacak? Eylemlerde yan yana durduğum, hetero bir mekanda 2 gey öpüşemedi diye kendimi parçaladığım, tepki gösterdiğim arkadaşlarım hala TEKYÖN’e mi gidecek?
Yoksa bir kaç yıl önce pride etkinlikleri için LEGATO’lu ka gey arkadaşlarımızın ”Harbiye’de çarkta gördüğümüz travestilerle pride’da yan yana olmak istemiyoruz, etkinliklere katılmasınlar” sözlerine sustuğumuz gibi yine susacak ve bir şey olmamış gibi mi davranacağız?
Yoksa röportaj verdiğim her yerde, yaşayan kütüphanede canlı kitapken, festivallerde stand başında, iş yerimde, metroda, kuliste, yolda, orda, burada her fırsat bulduğumda savunduğum ve hiç bir ayrım gözetmediğim LGBTT’leri savunmaktan vaz mı geçmeliyim? Ya da geylerin transfobisi gibi bende de homofobi mi oluşmalı veya Okşan Öztok gibi nefret mi etmeliyim? Ne yapmalıyım siz söyleyin, sayın çokbilmiş ka geyler! (Tabii ki herkesi kastetmiyorum)
Kimsiniz siz, ne hakla bize karşı ayrımcılık yaparsınız, hadi var bir fobiniz neden hala bizim üzerimizden ajityasyona varan aktivizm yapıyorsunuz ve neden sizin gözünüzde biz zavallı, cahil, orospu, paradan başka bir şeyi düşünmeyen ucubelerden öteye gidemiyoruz?
Hadi bizi boş ver neyin mücadelesini yaptığınızın farkında değil misiniz, sokaklarda neden bağırıyoruz, meclise neden yürüyoruz?
”Bizi yıllarca yeraltına ittiniz gettolarda yaşamaya zorladınız artık yeter biz ‘normal’iz ve böyle yaşamak istiyoruz” demiyor muyuz?
Hetero diye adlandırılan mekanlarda ayrımcılık gördüğümüzde tepkiyi niye veriyoruz, 45’lik adlı mekan için bir süredir neden konuşuyoruz o halde? Madem onlara karşı duruyoruz ve bize böyle davranamazsınız diyoruz, gey mekan adı altındaki yerlere ne hakla trans ya da biyolojik kadınları almıyoruz tamam o zaman ne hakla hetero mekanlara kafa tutuyoruz?
Bu durumda, gey mekanlar geylere özel, heterolarınki heterolara, translarınki translara özel olsun ve herkes yerini bilsin!
Neden sesini çıkarmıyorsun AMARGİ?
Neden sesini çıkarmıyorsun LAMBDAİSTANBUL?
Neden sesini çıkarmıyorsun KAOS GL?
Neden sesini çıkarmıyorsun PEMBE HAYAT?
Neden sesini çıkarmıyorsun İSTANBUL LGBTT?
Neden sesini çıkarmıyorsun SİYAH PEMBE ÜÇGEN İZMİR?
Neden sesini çıkarmıyorsun PİRAMİD LGBTT DİYARBAKIR?
Neden sesini çıkarmıyorsun MOREL ESKİŞEHİR?
Bu saatten sonra her yerde, her zaman TEKYÖN denilen bar ve hala oraya giden, destek veren, para kazandıran geyler hakkında her yerde konuşacağım.
“Artık içimizde halledelim” demeyeceğim, herkes ne olduğumuzu görsün, aslında ne kadar yalancı, ne kadar ayrımcı, ne kadar ikiyüzlü olduğumuzu öğrensin…
Artık TEKYÖN’e giden ya da tepki vermeyen hiç bir arkadaşım benimle muhatap olmasın, çünkü zaten arkadaşım olmazlar.
Tepkimizi koymuyorsak eğer maillerimizin altına “aşağılayan bakışlarınızla cezalandırın” yerine, “transseksüelleri aşağılayabildiğiniz kadar aşağılayın, kurtuluşumuz böyle mümkün!” yazın
Not: Bu yazı doğrudan hepinizi hedef alıyor!
Seyhan Arman
LGBTT Derneği İçin Ege Kampüsünde Gökkuşağı Bayrağı Açıldı
Siyah Pembe Üçgen İçin Ege Kampüsünde Gökkuşağı Bayrağı Açıldı
İzmir’den Ezgi Ege’nin haberi.
Sanal seks geldi mertlik bozuldu mu?
Sanal seks geldi mertlik bozuldu mu?
İnternet artık hayatımızın vazgeçilmez parçalarından biri.
Başlangıçta bu kadar yoğun olmasa da internet yaşamımızda vardı ama artık neredeyse bütün iletişim ve haberleşmemiz internet üzerinden olmaya başladı.E mail, msn, skype diğer chat araç ve odaları tamamen hayatımızı kapladı.Bazı kişiler için internet iş, bazılarının da işlerini yapma aracı oldu.Bilgilenmek içinse artık sadece interneti kullanır olduk.
Çoğumuz haberleri internetten okuyoruz,internetten televizyon seyreder olduk, video ve resim albümlerini internet paylaşıyoruz.
Tabiiki bu geniş bilgi kaynağında vede rahat ortamda kimseyle yüzleşmeden merak ettiğimiz her şeyi arayıp bulabiliyor,hatta paylaşabiliyoruz.Bunların başındada tabiî ki cinsellikle ilgili her şey geliyor.
“Günümüzde birçok genç cinselliğe internet üzerinden ulaşıyor.”aslında sadece gençlerde değil yetişkinlerde ,yaşlılarda da durum böyle.
internet gençlere cinsel bilgi edinmede yardımcı oluyor mu ?
veya yetişkinlere neler sağlıyor?
Eğer gezindiğiniz yerler sağlıklı ve doğru bilgiler veren, sizi gerçekliğe yönlendiren siteler ise sorun yok ama insanlar genelde pornoya yöneliyorlar. İnternetten pornoya kolay ulaşım, insanların tamamen seks hakkında hatalı bilgiler edinmelerine neden oluyor. Seks konusundaki cahillikleri de iktidarsızlığa yol açabiliyor. Kendilerini o filmlerle karşılaştırıp, performans korkusuna kapılıyorlar.
Sınırsız internet bağlantısıyla çok rahatlıkla ulaşılabilen porno siteler binlerce insanda cinsel bağımlılık yapıyor.
Cinsel bağımlılık yeni bir şey değil ama giderek yayılıyor. sınırsız internet bağlantısı’bağımlılığı kolaylaştırıyor…
Teknolojinin nimetleri arasında yer alan internet iletişimde sınır tanımıyor. İnsanlar kendilerinden kilometrelerce uzaktaki bir başkasıyla iletişime girebiliyor, hatta hiç tanımadığı bir insanla sevinçlerini, sıkıntılarını hatta sorunlarını paylaşabiliyor.
Bu masum durum aslında zararsız olmakla birlikte iletişimin içine cinsellik konusu girince gerek sosyal, gerekse de psikolojik sorunlar yaşanmaya başlıyor. Sanal bir ortamda gerçek hayattan kopabiliyor istediğiniz kişi olabiliyorsunuz. Gerçek dışı bir kişi olarak gerçek dışı kişilerle sanal ortamda seks yapabiliyorsunuz.
Sanal seks İnternet ve medya üzerinden görüntü, ses uyarılarıyla giden, fantezilerin yoğun olarak eşlik ettiği bir cinsellik dünyası. Bu dünyada devamlı kalamıyoruz,ama bu sanal ortama bağımlı olduysak gerçek yaşamda mutsuz veda başarısızlık neredeyse kaçınılmaz oluyor
Sanal sekste de gerçek cinsel yaşamda yaşanılan sorunların hemen hepsi aynen ortaya çıkabilmekte, “İstek ve uyarılma bozuklukları, orgazm yaşama anlamında sorun çıkabiliyor. Sanal tecrübeden sonra gerçek yaşamda fantastik yaşamanın getirdiği uyaranları normal yaşamda yakalayamama kaygısı ortaya çıkıyor.”
Mutsuz ev kadınlarından değişiklik arayan çiftlere, cinsel sorun yaşayanlardan fantezilerini gerçekleştirmek isteyen bekar erkeklere kadar sanal sekse ilgi gösterenler geniş bir yelpazade sıralanıyor.
Sanal seks ile birlikte ‘chat aldatmalarıda gündeme geliyor tabiî ki.eşler evde partnerlerinde bulamadıkları mutlulukları başlangıçta masımca erotik sitelerde ararlarken bu daha sonra porno sitelerde aranır oluyor, chat odaları,web kameralarından görüntüleşmeler(santaj vs gibi kötü olaylar unutulmamalı),grup sekden eş değiştirmeye kadar giden bir sapma sürecine yol açıyor.
İnternet veya internetten cinsellik veya sanal seks ne zaman kişinin hayatını bilgilendirici, zenginleştirici bir etken olmaktan çıkıp hayatınıza yön veren,cinsel yaşantınız belirleyen bir unsur oluyorsa artık kişi veya kişiler normal cinsellikten zevk alamaz hale geliyorlar işte burada sorun başlıyor.
Tabiiki normalle anormalin arasındaki sınır çok kaygan ve değişken,bu sınırı geçtiğinizi fark ettiğinizde ise artık bazen çok geç olabiliyor.
Bu yüzden internetten seks sağlıklı bir süreç değil,her şeyin doğal olanı en iyisi ,
Hani organik sebze ,katkısız besin gibi doğal sekste en iyisi. pazarlarda organik meyve, sebze ,hormonsuz besin arayıp evde cinselliği sanl ortamda yaşamak; ne perhiz ne lahana turşusu deyimini hatırlatıyor
Yalnız travestinin son operası
Ali Cem Töroğlu’nun yönettiği Dar-ül Love, Garajistanbul’un farklılığını yine gösterdiği bir opera. Oyun kapalı toplumlarda travesti olmanın zorlukları üzerinden aşkı anlatıyor
Garajistanbul sahne sanatlarındaki yenilikçi anlayışıyla birbirinden farklı projelere imza atmaya devam ediyor.
Dar-ül Love, Ali Cem Köroğlu’nun tasarlayıp yönettiği, Murat İpek’in yazdığı, Kontrtenor Harun Ateş’in performansıyla izleyici karşısına geçtiği sıradışı yeni bir opera. Mayıs 2009’da ilk kez Rotterdam Opera Günleri’nde dünya prömiyerini yapan oyun, haziranda da Temps D’imagames Festivali’nde seyircilerden tam not almıştı. Garajistanbul’da sanatseverlerin karşısına çıkan Dar-ül Love’ ın müziklerini de Kapsül grubu yapıyor.
Ali Cem Köroğlu, “İnsan olmak, insanları ayrım yapmaksızın her şeyiyle sevmekten geçer,” önermesini gösterisinin tamamına yerleştirerek; bir travestinin İstanbul’un arka sokaklarında yaşadığı trajik olayları seyirciyle paylaşıyor. Ortadoğu’nun sırlarla dolu aşk ve seks hayatının ince ince irdelendiği gösteride bir travestinin topluma bakış açısını seyrediyoruz. Toplumun onlara bakış açısını tahmin eden izleyen düşler aleminde Yafta ve Alara ile Ortadoğu’nun masalsı dünyasından Osmanlı edebiyatına; modern müzik tınılarından günümüz aşk travmalarına ince bir yolculuğa çıkıyor.
Daha önce profesyonel sahne tasarımcısı olan Köroğlu ilk kez yönetmen koltuğuna oturuyor ve başarılı bir iş çıkartıyor. Murat İpek’in Osmanlı saray şairlerinin aşk şiirlerini andıran yorumuna modern tekniklerle katkıda bulunan Köroğlu, bir travestinin yalnız dünyasına, psikolojik olgulardan yola çıkarak eğilmiş. Acılar içinde yatağında ölümü bekleyen bir insanın düşünde yaşadıkları ile hesaplaşmasını iki ayrı bölümde anlatan yönetmen son derece başarılı. Ana-oğul çatışması, aşkın cinsellikten ayrılmadan cesurca işlenmesi operayı günümüz gösterilerinden ayırıyor. Ayrıca abartıya kaçmayan duygular, şiirlerin konulara uygun işlenişi, müziklerin rüya/hayal bölümünde derinlik kazanması tek perdelik gösteriyi daha bir anlamlı kılıyor.
Kadın gibi hissetmek
Kapalı toplumlarda eşcinsel olmak ve bunu yaşamak imkânsız gibi gözükse de operadaki karakter bunu gerçekleştirerek son yolculuğuna çıkmaya hazırlanıyor. Suriye’de yaşanan eşcinsel öykülere Osmanlı dönemindeki eşcinseller de eklenince aslında bu durumun tarihsel bir gerçeklik olduğu da ortaya çıkıyor. Sınıfsal ayrıma maruz kalan bu insanların psikoseksüel bozukluk teşhisiyle hastanelerde raporlara maruz kalmaları, kabahatlar kanunun bağlı olarak sadece sokakta gezinmeleri için zabıtalara para ödemeleri oyunda eleştirilen önemli unsurlar. Ali Cem Köroğlu bu eleştirileri seyircilerin beynine ince ince dokuyor. Harun Ateş’in muhteşem yorumu da bunlara eklenince izleyenlerde derin düşünce sessizlikleri oluşuyor. Bir erkeğin kendisini kadın gibi hissetmesi hem patolojik bir hastalık hem de yaşama suçu ilan ediliyor.
Operada her şeye rağmen aşk olgusu bütün olumsuzlukların üstesinden gelerek yaşama tutunma bağı olarak gösterilmiş. Işığın olağanüstü gücü ile desteklenen sahne yapısı, aşkın anlatımını kolaylaştırmış. Dar-ül Love bugüne dek bizlere anlatılan en aykırı ve en doğru aşk öyküsü. Yalnızlıklar içinde ölüme uzanan travestinin öyküsü aslında hepimizin yalnız dünyasını anlatıyor. Oyunu izlerken ister heteroseksüel olun ister eşcinsel, bütün duyguları tek noktada birleştiren o yüce duyguyu, aşkı hissedeceksiniz.
Bizim sendikalarımıza ihtiyacımız var
Eşcinsel ve Biseksüel çalışanların iş yaşamı toplantılarının finali 12 Aralık’ta Ankara’da.
Google’de en çok bu kelimeleri aradık
Dünyanın lider aramam motoru Google Türkiye Genel Müdürü Bülent Hiçsönmez, Türkiye’de kesin olarak ölçülmemekle beraber internet kullanıcılarının 26 ile 30 milyon kişi arasında olduğunu söyledi.
Sakarya Üniversitesi (SAÜ) öğrencilerinin konuğu olarak Kültür ve Kongre Merkezi’nde düzenlenen konferansa katılan Hiçsönmez, Google’ın Stanford Üniversitesi’nde öğrenim gören iki doktora öğrencisi tarafından kurulduğunu belirtti.
Google’ın tamamen bilgi odaklı bir şirket olduğunu ifade eden Hiçsönmez, kendini merkezinde innovasyon (yenilik) olan ve kendini bilgiyi derlemeye ve sunmaya adamış bir teknoloji firması olarak tanımladığını belirterek, şöyle konuştu:
”Arama motoru bunun merkezinde duruyor. Google’ın bir tek misyonu var. Google’ın misyonu dünyadaki herhangi bir bilgiyi derleyerek kullanıcıya istediği ortamda ve istediği şekilde vermektir. Bunu anlatmak çok kolay ama yapması gerçekten de çok zor. Dünyadaki bilgilerin yüzde kaçı internette? Bilgiyi ölçmek kolay değil ama sayfalardan yola çıkarsak günümüzde bilginin yüzde 10′u internette. Geri kalan bilgi ise kitaplarda ve kütüphanelerde duruyor. Google’ın misyonunu tamamlaması imkansız. Daha yüzde 10′unda bile değil.”
İnternetin dünyada hızla yaygınlaştığını belirten Hiçsönmez, dünyada 1.6 milyar internet kullanıcısı bulunduğunu söyledi.
Google’ın faaliyet alanının tüm dünyayı kapsadığını ifade eden Hiçsönmez, şunları kaydetti:
”Kesin olarak ölçülmemekle beraber rakamlar Türkiye’deki internet kullanıcılarının 26 ile 30 milyon kişi arasında olduğunu gösteriyor. Çok büyük bir rakam. 28 milyon internet kullanıcısı çoğu Avrupa ülkesinin toplam nüfusundan fazla. Dünyadaki en büyük nüfus internet nüfusu. Google işe iki kişiyle başlarken Stanford Üniversitesi ve çevresine hizmet veririz düşüncesiyle başlamıyor. Dünyaya servis ederiz diye başlıyorlar. İnternetin en güçlü olduğu şey bu. Yurt dışındaki toplantılara katıldığımda ve ‘ülkemde 28 milyon internet kullanıcısı var’ dediğimde şaşırıyorlar. Kişi başına düşen gelir ve internetteki reklam geliri fazla olabilir ama Avrupa’da birçok ülkenin yüzde 100′e yaklaşan nüfusu internet kullanıyor. Türkiye’de ise sadece 28 milyon kişi internet kullanıyor. Nüfusun gerisini düşünün. Türkiye’nin bir avantajı da yaş ortalamasının düşük olması.”
Sektörde faaliyet gösteren şirketler ile internette faaliyet gösteren şirketlerin büyüme hızlarının kıyaslanamayacağına dikkati çeken Hiçsönmez, ”1993 yılında bana biri ‘10 yıl sonra dükkanı olmayan biri bilgisayar aracılığıyla satış yaparak ve seni geçecek’ dese inanır mıydınız? İnanmazdınız. İnternet çok hızlı bir gelişme gösteriyor. Google için de böyle. Hız çok önemli” dedi.
EN ÇOK ‘UCUZ’U ARAMAYA BAŞLADIK
İnternetin insanlara bilgiye dayalı olarak karar verme imkanı sunduğunu söyleyen Hiçsönmez, sözlerini şöyle tamamladı:
”İnternet hayatın bir barometresi. Hayatımızda ne kadar olay oluyorsa onunla ilgili bilgi istiyoruz. İnternetin bize verdiği en büyük avantaj bilgiye erişimdir. İnternet çok daha akılcı ve bilgiye dayalı kararlar vermemize olanak tanıyor, bunun değeri ölçülemez. İnsanlar daha çok bilgi istiyor. İnternetten araştırarak karar veriyor ve bilgiye erişmek istiyor. Kriz zamanında en çok ‘ucuz’ kelimesini aratıyorlar. Ucuz uçak, otobüs, ucuz tatil gibi aramalar yapılıyor. Karşılaştırma siteleri arttı. Ürünü buluyoruz ve internette fiyatlarını araştırıyoruz. Krizle birlikte internet kullanıcıları ‘ucuz’ kelimesi içeren daha çok arama yapmaya başladı.”
AA
Vakit gazetesinin inanılmaz yükselişi

Gazetelerin geçen haftaki satış rakamları açıklandı. En çok satanların en başında Zaman gazetesi Posta’nın önünde birinciliği sürdürürken daha alt sıralardaki oluşan tablo gözlerden kaçmadı.. İşte geçen haftanın satış rakamları:
Zaman 21 bin kaybına rağmen 829 binlik satış rakamı ile ilk sıradaki yerini korudu..
En çok tirajını arttıran gazete ise 60 bine yakın bir sayıyla 2. sıradaki Posta gazetesi oldu.
Hürriyet ve Sabah ise 3. ve 4. sıradaki yerlerini korudu.
Spor gazeteleri içinde Fotomaç 202 bin 507′lik satışıyla Fanatik gazetesinin önünde yer aldı..
50 binlik satış bandının üzerinde yer alan Cumhuriyet uzun süreden beri ilk kez Vakit gazetesinin altına düştü..
Geçtiğimiz hafta 53 bin 249 satan Vakit, 52 bin 903 satan Cumhuriyet’i solladı

Transfobik Şiddet Münferit Değildir!


Etkinlikler kapsamında Cumartesi ve Pazar günleri, Petrol-İş Sendikası Ankara Şubesinde iki günlük bir sempozyum yapılacak.

İstanbul’da yapılacak anma etkinlikleri için yapılan ortak açıklamada, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliklerine yönelik ayrımcılık ve şiddetin sistematik olduğuna dikkat çekildi.








Son Yorumlar