Sanal seks geldi mertlik bozuldu mu?

Aralık 19, 2009 mehmet Yorum yapın

Sanal seks geldi mertlik bozuldu mu?
İnternet artık hayatımızın vazgeçilmez parçalarından biri.
Başlangıçta bu kadar yoğun olmasa da internet yaşamımızda vardı ama artık neredeyse bütün iletişim ve haberleşmemiz internet üzerinden olmaya başladı.E mail, msn, skype diğer chat araç ve odaları tamamen hayatımızı kapladı.Bazı kişiler için internet iş, bazılarının da işlerini yapma aracı oldu.Bilgilenmek içinse artık sadece interneti kullanır olduk.

Çoğumuz haberleri internetten okuyoruz,internetten televizyon seyreder olduk, video ve resim albümlerini internet paylaşıyoruz.

Tabiiki bu geniş bilgi kaynağında vede rahat ortamda kimseyle yüzleşmeden merak ettiğimiz her şeyi arayıp bulabiliyor,hatta paylaşabiliyoruz.Bunların başındada tabiî ki cinsellikle ilgili her şey geliyor.

“Günümüzde birçok genç cinselliğe internet üzerinden ulaşıyor.”aslında sadece gençlerde değil yetişkinlerde ,yaşlılarda da durum böyle.

internet gençlere cinsel bilgi edinmede yardımcı oluyor mu ?
veya yetişkinlere neler sağlıyor?

Eğer gezindiğiniz yerler sağlıklı ve doğru bilgiler veren, sizi gerçekliğe yönlendiren siteler ise sorun yok ama insanlar genelde pornoya yöneliyorlar. İnternetten pornoya kolay ulaşım, insanların tamamen seks hakkında hatalı bilgiler edinmelerine neden oluyor. Seks konusundaki cahillikleri de iktidarsızlığa yol açabiliyor. Kendilerini o filmlerle karşılaştırıp, performans korkusuna kapılıyorlar.

Sınırsız internet bağlantısıyla çok rahatlıkla ulaşılabilen porno siteler binlerce insanda cinsel bağımlılık yapıyor.

Cinsel bağımlılık yeni bir şey değil ama giderek yayılıyor. sınırsız internet bağlantısı’bağımlılığı kolaylaştırıyor…

Teknolojinin nimetleri arasında yer alan internet iletişimde sınır tanımıyor. İnsanlar kendilerinden kilometrelerce uzaktaki bir başkasıyla iletişime girebiliyor, hatta hiç tanımadığı bir insanla sevinçlerini, sıkıntılarını hatta sorunlarını paylaşabiliyor.

Bu masum durum aslında zararsız olmakla birlikte iletişimin içine cinsellik konusu girince gerek sosyal, gerekse de psikolojik sorunlar yaşanmaya başlıyor. Sanal bir ortamda gerçek hayattan kopabiliyor istediğiniz kişi olabiliyorsunuz. Gerçek dışı bir kişi olarak gerçek dışı kişilerle sanal ortamda seks yapabiliyorsunuz.

Sanal seks İnternet ve medya üzerinden görüntü, ses uyarılarıyla giden, fantezilerin yoğun olarak eşlik ettiği bir cinsellik dünyası. Bu dünyada devamlı kalamıyoruz,ama bu sanal ortama bağımlı olduysak gerçek yaşamda mutsuz veda başarısızlık neredeyse kaçınılmaz oluyor

Sanal sekste de gerçek cinsel yaşamda yaşanılan sorunların hemen hepsi aynen ortaya çıkabilmekte, “İstek ve uyarılma bozuklukları, orgazm yaşama anlamında sorun çıkabiliyor. Sanal tecrübeden sonra gerçek yaşamda fantastik yaşamanın getirdiği uyaranları normal yaşamda yakalayamama kaygısı ortaya çıkıyor.”

Mutsuz ev kadınlarından değişiklik arayan çiftlere, cinsel sorun yaşayanlardan fantezilerini gerçekleştirmek isteyen bekar erkeklere kadar sanal sekse ilgi gösterenler geniş bir yelpazade sıralanıyor.

Sanal seks ile birlikte ‘chat aldatmalarıda gündeme geliyor tabiî ki.eşler evde partnerlerinde bulamadıkları mutlulukları başlangıçta masımca erotik sitelerde ararlarken bu daha sonra porno sitelerde aranır oluyor, chat odaları,web kameralarından görüntüleşmeler(santaj vs gibi kötü olaylar unutulmamalı),grup sekden eş değiştirmeye kadar giden bir sapma sürecine yol açıyor.

İnternet veya internetten cinsellik veya sanal seks ne zaman kişinin hayatını bilgilendirici, zenginleştirici bir etken olmaktan çıkıp hayatınıza yön veren,cinsel yaşantınız belirleyen bir unsur oluyorsa artık kişi veya kişiler normal cinsellikten zevk alamaz hale geliyorlar işte burada sorun başlıyor.

Tabiiki normalle anormalin arasındaki sınır çok kaygan ve değişken,bu sınırı geçtiğinizi fark ettiğinizde ise artık bazen çok geç olabiliyor.

Bu yüzden internetten seks sağlıklı bir süreç değil,her şeyin doğal olanı en iyisi ,
Hani organik sebze ,katkısız besin gibi doğal sekste en iyisi. pazarlarda organik meyve, sebze ,hormonsuz besin arayıp evde cinselliği sanl ortamda yaşamak; ne perhiz ne lahana turşusu deyimini hatırlatıyor

Categories: Yaşam Etiketler:

Yalnız travestinin son operası

Aralık 14, 2009 mehmet Yorum yapın

Ali Cem Töroğlu’nun yönettiği Dar-ül Love, Garajistanbul’un farklılığını yine gösterdiği bir opera. Oyun kapalı toplumlarda travesti olmanın zorlukları üzerinden aşkı anlatıyor

Garajistanbul sahne sanatlarındaki yenilikçi anlayışıyla birbirinden farklı projelere imza atmaya devam ediyor.

Dar-ül Love, Ali Cem Köroğlu’nun tasarlayıp yönettiği, Murat İpek’in yazdığı, Kontrtenor Harun Ateş’in performansıyla izleyici karşısına geçtiği sıradışı yeni bir opera. Mayıs 2009’da ilk kez Rotterdam Opera Günleri’nde dünya prömiyerini yapan oyun, haziranda da Temps D’imagames Festivali’nde seyircilerden tam not almıştı. Garajistanbul’da sanatseverlerin karşısına çıkan Dar-ül Love’ ın müziklerini de Kapsül grubu yapıyor.

Ali Cem Köroğlu, “İnsan olmak, insanları ayrım yapmaksızın her şeyiyle sevmekten geçer,” önermesini gösterisinin tamamına yerleştirerek; bir travestinin İstanbul’un arka sokaklarında yaşadığı trajik olayları seyirciyle paylaşıyor. Ortadoğu’nun sırlarla dolu aşk ve seks hayatının ince ince irdelendiği gösteride bir travestinin topluma bakış açısını seyrediyoruz. Toplumun onlara bakış açısını tahmin eden izleyen düşler aleminde Yafta ve Alara ile Ortadoğu’nun masalsı dünyasından Osmanlı edebiyatına; modern müzik tınılarından günümüz aşk travmalarına ince bir yolculuğa çıkıyor.

Daha önce profesyonel sahne tasarımcısı olan Köroğlu ilk kez yönetmen koltuğuna oturuyor ve başarılı bir iş çıkartıyor. Murat İpek’in Osmanlı saray şairlerinin aşk şiirlerini andıran yorumuna modern tekniklerle katkıda bulunan Köroğlu, bir travestinin yalnız dünyasına, psikolojik olgulardan yola çıkarak eğilmiş. Acılar içinde yatağında ölümü bekleyen bir insanın düşünde yaşadıkları ile hesaplaşmasını iki ayrı bölümde anlatan yönetmen son derece başarılı. Ana-oğul çatışması, aşkın cinsellikten ayrılmadan cesurca işlenmesi operayı günümüz gösterilerinden ayırıyor. Ayrıca abartıya kaçmayan duygular, şiirlerin konulara uygun işlenişi, müziklerin rüya/hayal bölümünde derinlik kazanması tek perdelik gösteriyi daha bir anlamlı kılıyor.

Kadın gibi hissetmek
Kapalı toplumlarda eşcinsel olmak ve bunu yaşamak imkânsız gibi gözükse de operadaki karakter bunu gerçekleştirerek son yolculuğuna çıkmaya hazırlanıyor. Suriye’de yaşanan eşcinsel öykülere Osmanlı dönemindeki eşcinseller de eklenince aslında bu durumun tarihsel bir gerçeklik olduğu da ortaya çıkıyor. Sınıfsal ayrıma maruz kalan bu insanların psikoseksüel bozukluk teşhisiyle hastanelerde raporlara maruz kalmaları, kabahatlar kanunun bağlı olarak sadece sokakta gezinmeleri için zabıtalara para ödemeleri oyunda eleştirilen önemli unsurlar. Ali Cem Köroğlu bu eleştirileri seyircilerin beynine ince ince dokuyor. Harun Ateş’in muhteşem yorumu da bunlara eklenince izleyenlerde derin düşünce sessizlikleri oluşuyor. Bir erkeğin kendisini kadın gibi hissetmesi hem patolojik bir hastalık hem de yaşama suçu ilan ediliyor.

Operada her şeye rağmen aşk olgusu bütün olumsuzlukların üstesinden gelerek yaşama tutunma bağı olarak gösterilmiş. Işığın olağanüstü gücü ile desteklenen sahne yapısı, aşkın anlatımını kolaylaştırmış. Dar-ül Love bugüne dek bizlere anlatılan en aykırı ve en doğru aşk öyküsü. Yalnızlıklar içinde ölüme uzanan travestinin öyküsü aslında hepimizin yalnız dünyasını anlatıyor. Oyunu izlerken ister heteroseksüel olun ister eşcinsel, bütün duyguları tek noktada birleştiren o yüce duyguyu, aşkı hissedeceksiniz.

Categories: Seçme Haberler

Bizim sendikalarımıza ihtiyacımız var

Aralık 7, 2009 mehmet Yorum yapın

Eşcinsel ve Biseksüel çalışanların iş yaşamı toplantılarının finali 12 Aralık’ta Ankara’da.

Kaos GL tarafından düzenlenen “LGB İşçiler” buluşması, 12 Aralık’ta “LGB Çalışanların Çalışma Hayatı Final Toplantısı” ile son bulacak
Farklı şehirlerden eşcinsel ve biseksüeller,24-25 Ekim 2009’da Ankara’da, çalışma hayatı içinde yaşadıkları sorunları paylaşmak, sendikal süreç içindeki problemleri listelemek ve ileriye dönük bu sorunları nasıl aşabileceklerini tartışmak amacıyla buluşmuşlardı. Bu toplantıda ortaklaşa paylaşılan düşünceler ve LGB çalışanların ihtiyaç duydukları hukuki ve sendikal destek doğrultusunda final toplantısının içeriği son şeklini alarak, 12 Aralıkta yine Ankara’ da, siyasi parti temsilcilerinin, Çalışma Bakanlığı çalışanlarının, sendika görevlilerinin, LGBTT örgüt çalışanlarının, avukatların ve lezbiyen, gey ve biseksüel çalışanların katılacağı “Final Toplantısı” yapılacak.
 
12 Aralık, Ankara
Yıllardır Kaos GL olarak çalışma hayatında LGBTT bireylerin yaşadığı sorunlara karşı oldukça duyarlı bir yaklaşım sergileyerek, hem danışmanlık hem de tanıklık gösterme amacıyla raporlama yapmaktayız. Şimdi ise bu buluşmada sendikaların LGB çalışanlarına karşı tutumu belirlemeye çalışıyoruz.
 
Kaos GL olarak bu çalışma ve buluşmadaki amaçlarımızın ilki gey, lezbiyen ve biseksüel çalışanın çalışma ortamında ve sendikalaşma süreci içerisinde yaşadıkları problemlere dikkat çekmek ve bu konuda neler yapılabileceğini belirlemektir.
 
Bunlara ek olarak, bu sorunların neler olduğunu ve türlerini de toplumla paylaşabilmek için toplamış olduğumuz tüm verileri içeren bir “Çalışma Hayatında LGB Çalışanların Sorunları” başlıklı bir kitabın basılması, LGB çalışanların sendika süreçlerinin ve sendikaların bu çalışanlara bakışının irdelenmesi, belli başlı sendikaların tüzüklerinin incelenmesi, bu bireylerin yasal hakları ve çalışanlara yönelik hukuki süreçlerin incelenmesi de amaçlarımız içerisindedir. 
 
Ve en sonunda 125 adet sendikaya ait sendika tüzüklerinin incelenmesinden çıkan sonuçları ve yasal haklar/prosedürleri içeren bir rapor, sendikaların LGB çalışanlara yönelik tavrını açıklayan bir rapor, LGB çalışanların sorunlarını aydınlatan bir rapor ve bu üçünün birleştirilip “Sendikalarımıza İhtiyacımız Var!” başlıklı bir kitap haline getirilerek basılmasını amaçlıyoruz.
 
Bu en son raporu da basılı kitap halinde çok sayıda katılımcının yer alacağı “LGB Çalışanlar Final Toplantısı” içerisinde katılımcılara dağıtıp, hep birlikte değerlendirilmesini planlıyoruz.
 
Türkiye’ deki Mevcut Durum
Lezbiyen, gey ve biseksüel çalışanlar, sadece cinsel yönelimleri, hayata karşı tutumları, işyerinde gizlemek zorunda bırakıldıkları yaşam biçimleri ile çalışma hayatı içerisinde birçok sorunla karşı karşıya geliyorlar. Bunların en başında işyerlerinde yaşadıkları yalnızlık geliyor. Çünkü paylaşım anlamında özel alanlarına dair hiçbir şeyi gündeme getiremiyorlar. Yalnızlığa ek olarak, sadece cinsel yönelime dair bir şüpheden kaynaklı olarak çalışma hayatında terfi etmeleri engelleniyor, dışlanıyor ve dahası işten çıkartılıyorlar. Ayrımcılık her alanda olduğu gibi, sendikal sürece de yansıyor.
 
Sendikal süreç içinde Türkiye’ deki onlarca sendika içerisinde çalışma mevzuatına cinsel yönelimden kaynaklı ayrımcılığa karşı maddeler ekleyen ya da bu nedenle bir yönerge öneren ve yürürlüğe sokan sendika sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor.
 
Yurtdışındaki birçok sendikanın LGB çalışanlara yönelik sekretaryası varken ve bu alanda birçok gelişme yaşanırken ülkemizdeki sorun hâlâ devam ediyor. Sendikalı çalışanların güvencesi varken, sendikalı LGB çalışanlar aynı haktan yararlanamıyor.
 
Ne yapmak istiyoruz?
Kaos GL tarafından düzenlenen “LGB Çalışanlar Final Toplantısı” ile siyasi parti temsilcilerini, çalışma bakanlığı çalışanlarını, sendika görevlilerini, LGBTT örgüt çalışanlarını, avukatları ve lezbiyen, gey ve biseksüel travesti transseksuel çalışanları bir araya getirecek bir günlük bir etkinlik gerçekleştirmek istiyoruz.
Bu etkinlikte; çalışma hayatında cinsel yönelim ayrımcılığı raporlama çalışması hakkında bilgi verme, LGBTT örgütler sürecinde lezbiyen, gey, biseksüel travesti transseksuel çalışanların sorunları, çalışma yaşamında ayrımcılık: geleneksellik ve piyasa kıskacında eşcinsel çalışanlar, politika düzeyinde LGB çalışanların çalışma hayatı, çalışma hayatında cinsel yönelim ayrımcılığı ile mücadelede sendikacıların rolü, çalışma hayatında ve sendikada karşılaştığımız sorunlar ve neler yapabiliriz üzerinden paylaşımlarda bulunmayı amaçlıyoruz.  Toplantıya katılan avukatların eşliğinde, Türkiye’ deki hukuki süreç hakkında belli değişikliklerin yapılabilmesi için parti temsilcileri, milletvekilleri ve bakanlık görevlileri ve sendikalar ile birlikte çalışabilmenin zeminini oluşturmayı amaçlıyoruz.

Google’de en çok bu kelimeleri aradık

Aralık 7, 2009 mehmet Yorum yapın

Dünyanın lider aramam motoru Google Türkiye Genel Müdürü Bülent Hiçsönmez, Türkiye’de kesin olarak ölçülmemekle beraber internet kullanıcılarının 26 ile 30 milyon kişi arasında olduğunu söyledi.

Sakarya Üniversitesi (SAÜ) öğrencilerinin konuğu olarak Kültür ve Kongre Merkezi’nde düzenlenen konferansa katılan Hiçsönmez, Google’ın Stanford Üniversitesi’nde öğrenim gören iki doktora öğrencisi tarafından kurulduğunu belirtti.

Google’ın tamamen bilgi odaklı bir şirket olduğunu ifade eden Hiçsönmez, kendini merkezinde innovasyon (yenilik) olan ve kendini bilgiyi derlemeye ve sunmaya adamış bir teknoloji firması olarak tanımladığını belirterek, şöyle konuştu:

”Arama motoru bunun merkezinde duruyor. Google’ın bir tek misyonu var. Google’ın misyonu dünyadaki herhangi bir bilgiyi derleyerek kullanıcıya istediği ortamda ve istediği şekilde vermektir. Bunu anlatmak çok kolay ama yapması gerçekten de çok zor. Dünyadaki bilgilerin yüzde kaçı internette? Bilgiyi ölçmek kolay değil ama sayfalardan yola çıkarsak günümüzde bilginin yüzde 10′u internette. Geri kalan bilgi ise kitaplarda ve kütüphanelerde duruyor. Google’ın misyonunu tamamlaması imkansız. Daha yüzde 10′unda bile değil.”

İnternetin dünyada hızla yaygınlaştığını belirten Hiçsönmez, dünyada 1.6 milyar internet kullanıcısı bulunduğunu söyledi.

Google’ın faaliyet alanının tüm dünyayı kapsadığını ifade eden Hiçsönmez, şunları kaydetti:

”Kesin olarak ölçülmemekle beraber rakamlar Türkiye’deki internet kullanıcılarının 26 ile 30 milyon kişi arasında olduğunu gösteriyor. Çok büyük bir rakam. 28 milyon internet kullanıcısı çoğu Avrupa ülkesinin toplam nüfusundan fazla. Dünyadaki en büyük nüfus internet nüfusu. Google işe iki kişiyle başlarken Stanford Üniversitesi ve çevresine hizmet veririz düşüncesiyle başlamıyor. Dünyaya servis ederiz diye başlıyorlar. İnternetin en güçlü olduğu şey bu. Yurt dışındaki toplantılara katıldığımda ve ‘ülkemde 28 milyon internet kullanıcısı var’ dediğimde şaşırıyorlar. Kişi başına düşen gelir ve internetteki reklam geliri fazla olabilir ama Avrupa’da birçok ülkenin yüzde 100′e yaklaşan nüfusu internet kullanıyor. Türkiye’de ise sadece 28 milyon kişi internet kullanıyor. Nüfusun gerisini düşünün. Türkiye’nin bir avantajı da yaş ortalamasının düşük olması.”

Sektörde faaliyet gösteren şirketler ile internette faaliyet gösteren şirketlerin büyüme hızlarının kıyaslanamayacağına dikkati çeken Hiçsönmez, ”1993 yılında bana biri ‘10 yıl sonra dükkanı olmayan biri bilgisayar aracılığıyla satış yaparak ve seni geçecek’ dese inanır mıydınız? İnanmazdınız. İnternet çok hızlı bir gelişme gösteriyor. Google için de böyle. Hız çok önemli” dedi.

EN ÇOK ‘UCUZ’U ARAMAYA BAŞLADIK

İnternetin insanlara bilgiye dayalı olarak karar verme imkanı sunduğunu söyleyen  Hiçsönmez, sözlerini şöyle tamamladı:

”İnternet hayatın bir barometresi. Hayatımızda ne kadar olay oluyorsa onunla ilgili bilgi istiyoruz. İnternetin bize verdiği en büyük avantaj bilgiye erişimdir. İnternet çok daha akılcı ve bilgiye dayalı kararlar vermemize olanak tanıyor, bunun değeri ölçülemez. İnsanlar daha çok bilgi istiyor. İnternetten araştırarak karar veriyor ve bilgiye erişmek istiyor. Kriz zamanında en çok ‘ucuz’ kelimesini aratıyorlar. Ucuz uçak, otobüs, ucuz tatil gibi aramalar yapılıyor. Karşılaştırma siteleri arttı. Ürünü buluyoruz ve internette fiyatlarını araştırıyoruz. Krizle birlikte internet kullanıcıları ‘ucuz’ kelimesi içeren daha çok arama yapmaya başladı.”

AA

Categories: google Etiketler:,

Vakit gazetesinin inanılmaz yükselişi

Aralık 7, 2009 mehmet Yorum yapın

Gazetelerin geçen haftaki satış rakamları açıklandı. En çok satanların en başında Zaman gazetesi Posta’nın önünde birinciliği sürdürürken daha alt sıralardaki oluşan tablo gözlerden kaçmadı.. İşte geçen haftanın satış rakamları:

 30.11.2009 – 06.12.2009 tarihleri arasında gazete satış raporları açıklandı.

Zaman 21 bin kaybına rağmen 829 binlik satış rakamı ile ilk sıradaki yerini korudu..

En çok tirajını arttıran gazete ise 60 bine yakın bir sayıyla 2. sıradaki Posta gazetesi oldu.

Hürriyet ve Sabah ise 3. ve 4. sıradaki yerlerini korudu.

Spor gazeteleri içinde Fotomaç 202 bin 507′lik satışıyla Fanatik gazetesinin önünde yer aldı..

50 binlik satış bandının üzerinde yer alan Cumhuriyet uzun süreden beri ilk kez Vakit gazetesinin altına düştü..

Geçtiğimiz hafta 53 bin 249 satan Vakit, 52 bin 903 satan Cumhuriyet’i solladı

www.reutersturk.com

Transfobik Şiddet Münferit Değildir!

Kasım 25, 2009 mehmet Yorum yapın
Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği, 20 Kasım Nefret Suçu Kurbanı Trans Bireyleri Anma Günü Etkinliklerinin bu yıl ikincisini gerçekleştiriyor.
 
Transfobik şiddete ve nefret suçlarına karşı bu yılki 20 Kasım etkinlikleri Ankara ve İstanbul’da basın açıklamaları ve forumlarla yapılacak
transeksuel_hadise
“20 Kasım” Nereden Geliyor?
 
20 Kasım, “Nefret Suçu Mağduru Trans Bireyleri Anma Günü” olarak Türkiye’de iki yıldır anılıyor.  Trans bireylerin öz örgütlenmesi olan Pembe Hayat LGBTT Derneği ilk kez geçen yıl çeşitli etkinliklerle bu günü anmaya başladı.
Transfobik nefret ve önyargıdan dolayı öldürülen travesti ve transeksüelleri anma günü olarak adlandırılan 20 Kasım tarihi, 1998 Kasım’ında ABD’de, San Francisco’daki evinde vahşice bıçaklanmış bir şekilde ölü bulunan transeksüel Rita Hester’in ardından “Ölümümüzü Hatırlamak” adıyla başlatılan mumlu nöbet tutma eylemlerine dayanıyor.
Pembe Hayat Derneği, nefret sonucu öldürülen arkadaşlarını anmak ve her türlü ötekileştirme, dışlama, dışarıda bırakma, yok sayma ve nihayet yok etme biçimindeki uygulamalara karşı ortak bir mücadele hattını örmek üzere bu yıl da Ankara’da üç günlük bir program hazırladı.
 
“Transfobik Şiddet Münferit Değildir!”
Dernek, 20 Kasım için yaptığı çağrıda, nefret suçuna dikkat çekerek, travesti ve transeksüellere yönelik saldırıların “münferit” bir olay olarak değerlendirilemeyeceğinin altını çiziyor.
 
“Bu saldırılar, egemenler tarafından kimi zaman açık kimi zaman üstü örtülü bir biçimde desteklenen ve ahlâki önyargılar aracılığıyla tahkim edilen bir nefretin sonucunda vücut bulmaktadır.”
izmirde-escinsellerden-eylem-01
Söz konusu nefretin sadece Travesti ve Transeksüellere karşı olmadığı, “egemen olandan farklı her türlü varoluş biçimine” yönelik olduğu belirtiliyor. Hrant Dink’e saldıranlar ile travesti ve transeksüellere saldıranların aynı zihniyetin ürünü olduğuna dikkat çekiliyor.
 
20 Kasım’da Meclis Önünde Buluşuluyor
Nefret Suçu Kurbanı Trans Bireyleri Anma Günü Etkinlikleri, 20 Kasım Cuma günü saat 11:00’da Ankara’da, TBMM önünde yapılacak olan basın açıklaması ile başlayacak.
 
TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu içinde LGBTT ile ilgili bir alt komisyon kurulmasını talep eden Nefret Suçu Mağdurları ile ilgili toplanan imzalar, Pembe Hayat Derneği tarafından TBMM Dilekçe Komisyonuna iletilecek.
 
Dernekten yapılan açıklamada, Meclis’in Dikmen Kapısındaki buluşmada Dernek üyelerini ve katılımcıları CHP milletvekili Mehmet Sevigen ile DTP milletvekili Sebahat Tuncel’in karşılayacağı belirtildi.
 
Ankara’da İki Günlük Sempozyum

Etkinlikler kapsamında Cumartesi ve Pazar günleri, Petrol-İş Sendikası Ankara Şubesinde iki günlük bir sempozyum yapılacak.
 
Nefret Suçu Kurbanı Transların Anısına Saygı ile başlayacak iki günlük etkinliğe Güldünya Müzik Topluluğu da katılacak.
 
“LGBTT Bireyler ve Nefret” başlıklı ilk oturumda sosyal psikolog Prof. Dr. Melek Göregenli ile birlikte LGBTT örgütlerin temsilcileri bir araya gelecekler. Oturumu Aras Güngör modere edecek.
 
Eğitim-Sen’den Remzi Altunpolat’ın modere edeceği ve İnsan Hakları Gündemi Derneğinden Hakan Ataman’ın nefret suçunu anlatacağı “Irkçılık, Ayrımcılık ve Nefret” başlıklı oturuma ise Demokratik Toplum Partisi (DTP), Alevi Enstitüsü, Romankara, Irkçılığa ve Milliyetçiliğe DurDe temsilcileri katılacaklar.
 
Sempozyumun ikinci günü Sevgi Yıldırım’ın modere edeceği “Seks İşçileri ve Nefret” oturumu ile başlıyor. Avukat Senem Doğanoğlu’nun da katılacağı oturumda, LGBTT örgütlerinden temsilciler bir araya gelecek.
 
Pembe Hayat’tan Selay Tunç’un modere edeceği “Forum” ile sempozyum sona erecek.
cagla-lgbtt
20 KASIM İstanbul Etkinlikleri
20 Kasım Nefret Suçu Kurbanı Trans Bireyleri Anma Günü bu yıl İstanbul’da da etkinliklerle anılacak.
 
İstanbul-LGBTT Sivil Toplum Girişimi, EHP’li LGBTT’ler ve Kadın Kapısı’nın ortak çağrısında “’Kabahatli’ Değil Lezbiyeniz, Geyiz, Biseksüeliz, Travestiyiz, Transseksüeliz; Düzenin Yarattığı Nefrete Karşı Örgütlüyüz” denildi.

İstanbul’da yapılacak anma etkinlikleri için yapılan ortak açıklamada, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliklerine yönelik ayrımcılık ve şiddetin sistematik olduğuna dikkat çekildi.
 

İşlenen suçların sıradan olaylar olmayıp ‘nefret suçları” olduğunun altını çizen açıklama ile “Nefretin gerekçeleri bizim ‘kabahatlerimiz’ değil, düzenin çıkarlarıdır; Travesti ve Transseksüel cinayetleri politiktir; Ölümü destekleyen yasalara geçit vermeyeceğiz” denilerek “Öldürülenler Kardeşin! Durma, Çık Sokağa!” çağrısı yapıldı.
İstanbul Buluşmasının Adresi Taksim
İstanbul-LGBTT Sivil Toplum Girişimi, EHP’li LGBTT’ler ve Kadın Kapısı’nın ortaklaşa düzenlediği İstanbul’daki 20 Kasım etkinlikleri kapsamında ”Bizim ‘kabahatlerimizden’ değil, biraz da düzenin ‘çıkarlarından’ konuşalım” başlıklı bir panel yapılacak. Başka Kültürevi’nde Cumartesi günü yapılacak panel saat 18’de başlayacak.
 
İstanbul’daki basın açıklaması ve yürüyüş için 22 Kasım Pazar günü, saat 17’de Taksim Tramvay Durağında buluşuluyor.

GAY’LERDEN DP’YE DESTEK

Kasım 8, 2009 mehmet Yorum yapın

Parti programına “cinsel yönelim”i de ekleyen Demokrat Parti (DP)’ye, Kaos GL Derneği bir mektup gönderdi.

escinsel

Demokrat Parti Genel Başkanlığı’na hitaben kaleme alınan mektupta, söz konusu düzenleme ile vatandaşlar arasındaki her türlü ayrımcılık biçimine olduğu gibi cinsel yönelim ayrımcılığına karşı da mücadele yolunun benimsenmiş olunmasının büyük memnuniyetle karşılandığı vurgulanıyor.

Genel Başkan Sayın Hüsamettin Cindoruk ve Genel Başkan Yardımcıları başta olmak üzere, emeği geçen tüm parti üyeleri eşitlikçi ve demokratik tutumlarından ötürü tebrik edildi.

Demokrat Parti, Parti Programını, Anavatan Partisi ile birleştiği 31 Ekim 2009 tarihinde gerçekleştirilen 6. Olağanüstü Büyük Kongresi’nde onaylamıştı.

Kaos GL Derneğinin DP’ye gönderdiği mektubun tam metni:

“Demokrat Parti Genel Başkanlığı’na,

31 Ekim 2009 tarihinde gerçekleştirilen 6. Olağanüstü Büyük Kongresi’nde onaylanan Parti Programınıza “Milletimizi oluşturan bireylerin, insan ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmaktan kaynaklanan hakları kutsaldır. DEMOKRAT PARTİ, Türkiye’de yaşayan herkesin kökenine, inançlarına, gelir düzeyine, fiziksel durumuna, cinsiyetine, cinsel yönelimine, yaşadığı ve çalıştığı yere, yaşına, kim olduğuna bakılmaksızın eşit hak, özgürlük ve fırsatlara sahip olacağı bir düzeni meydana getirmeyi siyasal varlık sebebi olarak görmektedir.” düzenlemesini getirmek suretiyle, vatandaşlar arasındaki her türlü ayrımcılık biçimine, bu anlamda cinsel yönelim ayrımcılığına karşı da mücadele yolunu benimsemiş olmanızı büyük memnuniyetle karşıladık. Bu eşitlikçi ve demokratik tutumunuz nedeniyle, başta Genel Başkan Sayın Hüsamettin Cindoruk ve Genel Başkan Yardımcıları olmak üzere, emeği geçen tüm parti üyelerine en içten tebriklerimizi iletmek isteriz.

Parti programınızda yapmış olduğunuz bu değişiklik, çok can yakıcı olmasına rağmen gerekli hassasiyetin gösterilmediği cinsel yönelim ayrımcılığının sona ermesi yolunda önemli bir adımdır. Bu vesileyle sizlere derneğimizden, çalışmalarımızdan ve karşılaştığımız güçlüklerden söz etmek isteriz.

Kaos Gey ve Lezbiyen Kültürel Araştırmalar ve Dayanışma Derneği, 1994 yılında örgütlenmiş ve 2005 yılında resmi olarak tüzel kişilik kazanmıştır. Derneğimiz, tüm vatandaşlar arasında gerçek eşitliğin sağlanabilmesi için, cinsel yönelim ayrımcılığının ortadan kalkmasına yönelik faaliyet yürütmektedir.

Dünyanın pek çok ülkesinde olduğu gibi ülkemizde de, maalesef yanlış ön yargı ve tabular sonucu; lezbiyen, gey, biseksüel, travesti ve transeksüel (LGBTT) vatandaşlar eğitim, istihdam gibi alanlarda ayrımcılığa tabi tutulmakta, zaman zaman resmi kurumların dahi haksız uygulamalarına maruz kalmaktadırlar. Ülkemizin de taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Avrupa Birliği ile imzalanmış pek çok sözleşmeye aykırı olan bu tutum ve işlemler, Anayasa ile teminat altına alınmış temel hak ve özgürlüklerden yararlanamama boyutuna dahi varabilmektedir. Eşcinsel, biseksüel, travesti ve transeksüel vatandaşların maruz kaldığı şiddet, ölümle dahi sonuçlanabilmektedir. Bu nedenle de cinsel yönelim ayrımcılığına karşı mücadele geliştirmek, hayati önemde bir konudur.

Bu durum Avrupa Birliği’nin ülkemize yönelik her yıl yayınlamakta olduğu İlerleme Raporlarında dahi yıllardır yer almaktadır. Nitekim en son yayınlanan 2009 yılı İlerleme Raporu’nda da, ülkemizin bu anlamda vermiş olduğu uluslararası taahhüt ve yükümlülüklerini yerine getirmediğinin altı bir kez daha çizilmiştir.

Buna rağmen, toplumda kilit rol oynayan kurumların pek çoğu konunun hassasiyet ve önemine uygun yaklaşım sergilememektedir. Bu anlamda, partinizin demokrasiye yakışan bir şekilde almış olduğu karar, demokrasi yolundaki umutlarımızı güçlendirmiştir. Bu anlamda, derneğimiz konuya ilişkin olarak partiniz ile yapılabilecek her türlü görüşme, fikir alış verişi ve yardımlaşmaya hazırdır.

En derin saygılarımızı sunar, demokrasi yolundaki mücadelenizde başarılar dileriz.”

Kaos Gey-Lezbiyen Kültürel Araştırmalar ve Dayanışma Derneği

Kaos GL

Kaynak: www.kaosgl.com

Categories: Yaşam Etiketler:, ,

10 Kasım MATEM GÜNÜ değil

Kasım 8, 2009 mehmet Yorum yapın

TRT 1′de katıldığı programda konuşan Başbakan Erdoğan, Fehmi Koru, Fuat Keyman, Mustafa Erdoğan ve Derya Sazak’ın sorularını yanıtladı

10

Erdoğan, ‘Demokrasiye Komplo Belgesi’ tartışmalarıyla ilgili olarak “Kilidi ıslak imza çözecek. Askeri Yargı, Adli Tıp Raporu’nu esas almalı” açıklamasını yaptı.

MAHMUR’DAN İNİŞLER DEVAM EDEBİLİR
Erdoğan Demokratik Açılım’la ilgili 10 Kasım tarihinde oturum yapılacak olmasıyla ilgili eleştirilere de yanıt verdi: “10 Kasım matem günü değil. 10 Kasım’da oturum Atatürk’ün anlayışına uygun.” Mahmur’dan inişlerin devam edebileceğini de söyleyen Erdoğan DTP’nin de Türkiye partisi olması gerektiğini belirtti. Erdoğan Sudan Cumhurbaşkanı El Beşir’in Türkiye ziyaretiyle ilgili olaraksa “Darfur’da soykırım tespiti yapmadık” diye konuştu.

travesti sevgilim oldu

Kasım 7, 2009 mehmet Yorum yapın

Nurgül Yeşilçay ’dan çarpıcı açıklamalar…

ilk

Nurgül Yeşilçay, Instyle dergisine sanat ve özel hayatı ile ilgili çarpıcı açıklamalarda bulundu

* Erkeklerin zevk aldığı pek çok filmden zevk almadan sinemadan çıkarım. Gişe filmleri Arog, Gora, Recep İvedik, Güneşi Gördüm, bunların hepsi erkek hikayesini anlatan filmler. Benim gibi kadınların, gençlerin izleyeceği bir film yapmak istedim. Ezel Akay’ın yönettiği Yedi Kocalı Hürmüz pek az yapılan kadın filmlerine iyi bir örnek olacak ve çok izleyicinin ilgisini çekecek.

* Yedi Kocalı Hürmüz’e pek çok kişi acaba nasıl yapmışlar diyerek gidecek. Titanik’in de sonunu hepimiz biliyorduk ama gittik ve izledik. Filmim, canlı görüntüleri, dansları, müzikleri ve birbirinden başarılı oyuncularıyla çok sevilecek.

* İlk erkek arkadaşım travesti olmuştu. Ortaokul veya lisede, çok kısa ve sıkıcı adını vermeyeceğim bir ilişkim olmuştu. Yıllar sonra İzmir’de yürürken arkamdan koşup bana yetişen kadının o olduğunu fark etmiştim.

* Erkek çocuğu annesine çok düşkün, çok aşık oluyor. Kimseden duymadığım romantik sözleri oğlum Nejat’tan duyuyorum, aramızda çok özel bir bağ var.

* Çocuktan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmuyor. İyi ki de olmuyor. Altını değiştirmek, beslemek, değilmiş asıl olay..

* En kötüsü annenizi en iyi anladığınız dönemde onun hayatta olmaması. Fatih Akın’la çalışırken, Almanya’daki çekimlere Nejat’ı bırakıp gittim. Daha 1 yaşını yeni geçmişti. 3. gün ağlama krizine girdim

Categories: Yaşam Etiketler:

Fatih Altaylı : TSK lağvedilir mi?

Kasım 4, 2009 mehmet Yorum yapın

AYLAR önce yazdım, “Türk Silahlı Kuvvetleri’ndeki hataları yazalım ama bunu asker düşmanlığına dönüştürmeyelim. Çünkü bu ordunun yedeği yok” diye.
Bunu yazdığım günlerde öyle bir görüntü vardı ki, sanki birileri TSK’yı lağvetmek istiyordu.
Ben bunu yazınca bazıları “Saçmalıyorsun” dediler.
Ama Mümtaz’er Türköne, baklayı ağzından çıkardı.
“TSK’yı lağvedelim ve yeni bir ordu kuralım” deyiverdi.
Bunu Mümtaz’er Türköne’nin “saçmalaması” olarak görmeyin.
Mümtaz’er Türköne “garip” önermeleriyle gündemde kalmaktan hoşlanıyor olsa bile sözleri “bazı kesimlerin” görüşlerini yansıtıyor.
Biliyoruz ki, Türkiye’de bazıları tüm kurumları “kendimleştirmek” isterken TSK’nın bunun dışında kalması düşünülemez.
Tüm kurumları “kendimleştirmek” isteyen derken, hükümeti kastettiğimi de düşünmeyin.
Zaten hükümetin en sert sözcüleri bile artık TSK’yı belli oranda korumak zorunda kalıyorlar.
Bunu görmemek için kör olmak bile yetmez.
Mümtaz’er Türköne, orduyu lağvedip yenisini kurmaktan söz ederken “Nizam-ı Cedid”i örnek gösteriyor.
Ancak sınırlı bilgiyle yapılan öneri de bu kadar oluyor.
Nizam-ı Cedid hiçbir zaman bir ordu olamadı.
Kuruluş amacı, yoldan çıkan yeniçeri ordusuna bir alternatif oluşturmaktı. Gerekçe, Avrupa’nın yeni askeri oluşumuna paralel bir oluşumdu. Ama “devrimci” bir grup, yeniçerilerin asla ıslah edilemeyeceğine inanarak yeni bir askeri ordu kurulmasını savunuyordu.
Nizam-ı Cedid ordusu hiçbir zaman bir ordu haline gelemedi.
Padişahın “muhafız birliği” olmaktan öte bir işlev kazanamadı.
Tam aksine, ülkede kargaşayı ve çok başlılığı artırdı.
Türköne herhalde TSK’yı yeniçeri ocağına benzetiyor.
Ama bunları bilmesinde de fayda var.

Categories: Köşe yazıları