Arşiv

Archive for Haziran, 2008

Koku

Haziran 15, 2008 mehmet Yorum yapın

koku
Patrick Süskind’in, Almanya’da ilk yayımlanışında tam anlamıyla olay yaratan, aylarca liste başlarında kalan Koku adlı bu romanı, gerçekte alışılagelmiş çok satılanların oldukça dışında kalan, toplum eleştirisini sergileyen bir kitap. Romana konu olan olay, 18′inci yüzyılda Fransa’da geçer. Kitabın kahramanı Jean Babtiste Grenouille ise, tüm insancıl duyumlardan ve duygulardan yoksun, yalnızca kokulara karşı görülmedik ölçüde duyarlı, istediği kokuları üretebilmek için cinayet işlemekten kesinlikle çekinmeyen bir katildir. Herkesin ve her şeyin kokusunu almakta, tüm kokuları üretmekte gerçek bir dahi olan bu genç adam, kendi kokusunun olmadığını, bulunduğu yerlerde insanların insan kokusu alamadıklarını anladığı gün dünyasını yitirir. Kendisi için tek çıkar yol, başkalarına sanki insanmış izlemini verecek kokular sürünmektedir. Toplum içinde bireyselliğini hiçbir zaman edinememiş, kendi benliğinin dışında her şeyi yaratabilmiş dahiyi sergileyen bu görkemli alegorinin olağanüstü bir akıcılıkla erişilen son bölümü, benzeri herhalde Kafka’da görülebilecek bir insanlık tragedyasının simgesidir.

Categories: kitap

Tarihimizle Yüzleşmek

Haziran 15, 2008 mehmet Yorum yapın

Tarihimizle Yüzleşmek
Tarihe bakarken genellikle hangi yanlışlar yapılır?

Türkler isteyerek mi Müslüman oldular?

İslama laikliği kimler getirdi?

Osmanlı’da inançları yüzünden kimler yakıldı?

Osmanlı İmparatorluğu Müslüman olduğu için mi çöktü?

Ermeni trajedisi bir soykırım mıdır? Niçin?

Abdülhamit: “Kızıl Sultan” mı, “Ulu Hakan” mı?

Vahdettin “hain” miydi?

Amerika hangi Lozan’ı kabul etmedi?

Atatürk niçin yalnız bir liderdi?

Menderes bir “Demokrasi Şehidi” midir?

Askerler siyasette ne tür tarihi roller oynamıştır?

Atatürkçü aydınlar niçin öldürüldü?

Prof. Emre Kongar, bu ve benzeri ilginç soruların yanıtlarını, hem resmi, hem de gayri resmi tarihi eleştirerek veriyor.

Categories: kitap

Siyah Kan

Haziran 15, 2008 mehmet Yorum yapın

Güneydoğu Asya’da, Yengeç Dönencesi ile Ekvator
çizgisi arasında bir yerlerde bir yol vardır.
Siyah kanla çizilmiş bir yol.
Korkunun ve ölümün hakim olduğu bir yol.

PARİS. İlk temas. KUALA LUMPUR. Hayat Yolu. Uçuşan ve Çoğalan. Sonsuzluğun İşaretleri. KAMBOÇYA. Bal ve Fresk. TAYLAND. Arınma Odası. Dünyadan soyutlanmış bu mekanda neler olduğunu anlayacaksınız! BANGKOK. Gerçeğin Rengi aynı zamanda Yalanın da Rengi’dir! Ve PARİS. Her şey sona ermedi, yeni başlıyor.

ÇABUK SAKLAN, BABA GELİYOR!

Jean-Christophe Grangé

1961’de Fransa’da doğdu. Çeşitli haber ajansları ve gazeteler için çalıştı. Paris-Match için gezi-macera röportajları, Figaro Magazine için bilimsel röportajlar hazırladı. Bütün dünyada ve Türkiye’de aylarca çok satanlar listesinden inmeyen Kızıl Nehirler, Taş Meclisi, Leyleklerin Uçuşu ve Kurtlar İmparatorluğu’ndan sonra Siyah Kan, yazarın Türkçe’de çıkan beşinci romanı.

Categories: kitap

Amat

Haziran 15, 2008 mehmet Yorum yapın

Kıyıda ise üç direkli, iki güverteli ve 58 toplu bir kalyon, o karanlıkta usturmaçalarını puta edip iskeleye palamar vermişti. Yelkenlerin sarılı
olduğu serenler hisa edilmiş ve tez zamanda yola çıkacağını ilân için mizana direğine mavi bayrak çekilmişti. Esrarengiz adam, kalabalığı yarıp elinden tuttuğu İsrâfil’le iskeleden gemiye doğru yürümeye başladı. Kalyonun dikmesinin palangalarına asılan ve tıraka tutan gemicilere vardiyan, “Yisa, sizi gidi sütü bozuk sünepeler! Yisa beraber! Varda ruhsuzlar! Varda! Bre aman! Laşka! Laşka!” diye feryat ediyor ve hurçların, sandıkların ve fıçıların ambarlara usûlünce istifine nezaret ediyordu. Güneşin doğmasına 7 saat kala esrarengiz adam, sürme iskeleden kalyonun çukur güvertesine çıkmak istedi. Fakat eline ne kadar asılırsa asılsın Eşek İsrâfil yerinden bir türlü kımıldamıyordu. O karanlıkta eline son bir kez daha asılıp “Gel yâ mübarek!” diye nida eyledi. Bunun üzerine çocuk her nedense inat etmekten vazgeçti. Ne var ki, sürme iskelenin kayganlığından dolayı düşmemek için midir, İsrâfil’in kuşağına 40-50 yaşlarında, iri yapılı, sırma işlemeli siyah kaput giymiş biri yapışmıştı. İşte bu adam kuşağı bırakıp küpeşteye tutundu ve güverteye ayak bastı. Bunun ilâhî düzenin bozulması demek olduğunu hiç kimse bilmeyecekti.

Categories: kitap

SOĞUK SAVAŞTAN GÜNÜMÜZE ASİMETRİK TEHDİT

Haziran 15, 2008 mehmet Yorum yapın

Barış Gürsoy

IQ Yayınevi, ISBN: 9752550487, 2005

Amerika Birleşik Devletleri 11 Eylül 2001 tarihinde ansızın gelen, beklenmedik, tahminlerin ötesinde etkiler yaratan bir saldırılar dizisine hedef olmuştur. Bu saldırıların yarattığı korkunç gerçekler ve panik havası beraberinde gerek devlet kurumlarında gerekse bilim çevrelerinde bir takım kavramların gözden geçirilmesine yol açmıştır. ABD’lilerin yaşadığı “o” günün ardından “Asimetrik Tehdit” kavramı sıklıkla kullanılan bir kavram olagelmiştir. Ancak bu kavramın içeriği hala tam manasıyla doldurulabilmiş değildir. Yazar, eserinde tehdit kavramının teorik analizinden ve tarihi arka planından hareketle bu kavramın tanıtımını ve değerlendirmesini yapmaya çalışmıştır.

1990’larda yaşanan gelişmeler ve Berlin Duvarı’nın dramatik yıkılışı topyekün nükleer savaş tehdidini ortadan kaldırmıştır. Bunun üzerine gelecek ile ilgili olarak iyimser görüşler dile getirilmiştir. Ancak, yazarın tespitlerine göre kimilerinin beklentilerinin aksine dünya, barış ve güvenlik içinde bir gezegen haline gelememiştir. Yeni risklerin ve tehditlerin gündeme oturması ile tehditlerin karakteristik özellikleri de değişmiş ve tehditler çok yönlü hale gelmiştir. Terörizm, kitle imha silahlarının yayılması, organize suç ve mafya, etnik çatışmalar ve yükselen etnik milliyetçilik, dini radikalizm, kitlesel göç hareketleri, ekonomik dengesizlikler ve çevre sorunları uluslararası sistemin istikrarını ve güvenliğine yönelik başlıca tehditler olarak gündeme damgasını vurmuştur.

ABD’ye yönelik gerçekleştirilen 11 Eylül terörist saldırıları eski bir kavramın sivil ve askeri ağızlar tarafından dile getirilerek ün kazanmasına neden olmuş ve son dönemlerde uluslararası ilişkiler disiplininde çalışan bilim adamlarının analizlerine konu olmuştur. Bu tehdit “asimetrik tehdit”tir. Belirsizlik ve tahmin edilememezlik bu tehdidin en önemli özelikleridir. Olası bir asimetrik saldırı sırasında kullanılacak yöntem, zamanlama, hedef ve saldırıyı kimin gerçekleştireceğinin öngörülmesindeki büyük zorluklar asimetrik tehdide ürkücü bir nitelik kazandırmaktadır. Asimetrik tehditlerde, uygulama aşamasının her alanında sürpriz ve bilinmezlik faktörleri kullanıldığından bu nitelikleri ile konvansiyonel savaşlardan ayrılırlar. Yazara göre devletler halklarının refahı ve canlarının korunması için asimetrik savaşlara hazırlıklı olmalı ve yeni güvenlik stratejileri geliştirmelidirler.

Asimetrik tehdit temelde saldırganın muhatabı karşısındaki zayıflığına karşılık göreceli üstünlüklere sahip olması şeklinde tanımlanabilir ve Türk makamları tarafından da yakından takip edilmiştir. Türk Devleti’nin en üst makamlarındaki sivil ve askeri yetkilileri tarafından çeşitli vesileler ile dile getirilen asimetrik tehdit kavramı milli güvenlik ile ilgili belgelerde de kendisine yer bulmuştur. Barış Gürsoy’un bu eserinin dikkat çektiği konuların daha sonraki tehdit analizlerinde ve özellikle asimetrik tehdit kavramı kapsamındaki çalışmalara ilham vereceğini tahmin etmekteyiz.

*2001 yılında Ege Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun oldu 2004 yılında aynı kurumda Yüksek Lisans öğrenimini tamamladı.

Categories: kitap

İzmir 1876 ve 1908 (Yunanca Rehberlere Göre Meşrutiyette İzmir

Haziran 15, 2008 mehmet Yorum yapın

Çeviren : Engin Berber, İzmir Büyükşehir Belediyesi Kent Kitaplığı, İzmir, Nisan 2008

19.yy. İzmir tarihi çalışmalarının araştırmacılarına çıkardığı güçlüğün, diğer yerel tarih araştırmacılarının karşılaştıklarından bir miktar daha fazla olduğunu söylemek pek de yanlış olmaz. Osmanlı/Türk yerel tarihçiliğinin genel geçer sorunlarının yanında İzmir çalışmalarını derinden etkileyen önemli dinamik ise şehrin nüfus artışı başta olmak üzere bölgedeki diğer şehir ve kasabalara oranla her alanda astronomik denecek bir hızda büyümesidir. Demiryolunun da gelişiyle 19.yy sonunda İzmir, Mübeccel Kıray’ın ifadesiyle “kendinden sonra gelen kademeden 4-5 misli büyük bir merkez” ve bölgesinde tipik bir “Tek Büyük Şehir” olarak ortaya çıkmıştır. Osmanlı dış ticaretinin büyük açıklar verdiği 19.yy. nin son çeyreğinde bile ticaret hacmini kendi leyhine arttırmayı başarmıştır.

 

 İnanılmaz hızda büyüyen bu şehrin sosyal hayatındaki değişimin takibi ise oldukça güçtür. Özellikle, yeni cumhuriyetle beraber şehrin ve şehre ilişkin çağrışımların olabildiğince “millileştirilmesi” adına İzmir tarihine ilişkin pek çok sosyo-kültürel unsurun siyasi bir sonuç doğurma riskine karşın – bu çekincelerin ulus-devlet inşa sürecindeki zorunluluğu da dikkate alınmalıdır – dillendirilmemesi, şehrin tarihiyle olan bağlarının zayıflamasına yol açmıştır. Hâlâ tüm yönleriyle aydınlatılmayı bekleyen İzmir yangını, yangın sonrası neredeyse tüm şehir merkezinin kadastrosundaki değişiklik de zayıflayan bu bağları yer yer koparmıştır. Belki de bu nedenle, İzmir’in sosyal tarihiyle uğraşan her araştırmacının eline yapışmış bir Halid Ziya Uşaklıgil, bir Bezmi Nusret Kaygusuz kitabı görmek kaçınılmaz olmaktadır. Satırlarının didik didik edildiği bu kitaplar, her yeni araştırmada izinin sürüldüğü bir sokak, bir dükkan, bir gayri-müslim adı bulmak adına yeniden ele alınarak satır satır taranmaktadır.

 Image

 Prof. Dr. Engin Berber’in, Meşrutiyet’in 100.yıldönümü anısına, İzmir Büyükşehir Belediyesi Kent Kitaplığı Yayınları’ndan dilimize kazandırarak tek kitapta topladığı 1876 ve 1908 yıllarına ait iki Yunanca rehberin, yukarıda dile getirdiğimiz sorunlar dikkate alındığında İzmir tarihi çalışmalarına kazandıracağı ivme tartışılmaz bir öneme sahiptir. Rehberlerden birincisi, 1876 Artık Yılına (Ait) İzmir Takvim’i ve Rehberi, Prof. Berber’in “sunuş” kısmında dikkat çektiği üzere 1872 tarihli İzmir Takvimi (Smirnaikon İmerologion) nden sonra İzmir’de basılmış “İzmir” başlıklı ilk takvim ve rehberdir. Döneminin salnamelerinin tipik özelliklerini taşıyan bu rehberin başında idari erkan isim ve makamlarıyla sıralanmış, ardından İzmir’in sosyal hayatında yeri olan büyüklü küçüklü hemen hemen tüm kurum, kuruluş ve işletmeler, varsa ortaklarıyla ve yöneticileriyle aktarılmış, ayrıca serbest çalışan tüm meslek gruplarından kişiler isimleriyle listelenmiştir. Özellikle ibadethanelerin mezheplere göre yerleri ve adetleri, nüfus yoğunlaşmaları ve etnik dağılımları göstermesi adına büyük önem taşımaktadır. Rehber’de belirtildiği üzere İzmir’de o tarihlerde ibadete açık; 16 Ortodoks, 11 Latin, 4 Protestan, 2 Ermeni Klisesi, 10 Sinagog ve 23 cami bulunmaktadır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 Öğretmenler bahsinde dikkate çarpan bir nokta ise, 8 piyano hocasının ve 4 piyano akordörünün varlığıdır. Günümüzde dahi, konservatuarların varlığına rağmen profesyonel anlamda piyano akordörü sayısı İzmir’de iki elin parmaklarını geçmemektedir. Esnaf içinde 6 fotoğraf dükkanı dikkat çekerken, kültür hayatının canlılığının ipuçlarından olan kitapçı sayısı da hiç de azımsanacak oranda değildir. Türkçe kitap satan dükkanların hariç tutulduğu listede 10 adet kitapçıya rastlanmaktadır. Rehber’de yer alan önemli bir başka bölüm ise buharlı vapurların varış ve ayrılış saatlerine ayrılmış kısımdır. Seferlerin görece sıklığı ve çeşitliliği İzmir’in Avrupa ticaretine ve coğrafyasına ne derece eklemlendiğinin önemli bir göstergesi olarak düşünülebilir.

İkinci rehber ise, Mihail İ. Mihailidis tarafından 1908 Yılına (Ait) Dünya Ticaret Rehberi’nin (Pankomios Emborikos Odigos tu Etus 1908) İzmir’e ayrılmış kısmıdır. İzmir tarihi ve coğrafyasına ilişkin kısa bilgilerin yer aldığı giriş kısmında yazar, dönemin siyasi heyecanı ve milliyetçi eğilimleri doğrultusunda Yunan etnisitesinin bölgedeki etkinliğine vurgu yapsa da rehberin içeriğindeki bilgilerin derleniş titizliğini yadsıtacak bir tutum sergilememektedir. Rehber’de yine teamüllere uygun olarak şehrin idarecilerin ve cemaat liderlerinin sıralanmasıyla başlamakta, sırasıyla; eğitim ve kültür kurumları, ticari önemi, ihraç ürünleri anlatılmaktadır. Ardından, şehirdeki ticarî, sınaî, kültürel ve teknik alanda faaliyet gösteren tüm Rumlar ve bunlara ait dükkan, mağaza, atölye ve fabrikaların isim ve adresleri alfabetik bir şekilde listelenmiştir. Sektörlerin ve esnafların 1876’ya oranla hayli çeşitlendiği ilk fırsatta göze çarpmaktadır. Tabi bu çeşitliliğe ivme kazandıran faktörlerin başında 1880’lerin sonlarında uzatılan ve eklenen demiryolu hattı, 1885’de kurulan ticaret borsası ve onu takip eden zahire borsası (1886) düşünülmelidir. Yabancı markaların mümessillerinin sayılarının 19’u, koloni mallarının satışının yapıldığı dükkanların 14’ü, alkollü içki ve şarap imalathanelerinin sayısının 34’ü bulduğu, alkollü içki bayilerinin 20’ye yaklaştığı düşünüldüğünde bir Osmanlı şehrine neden “küçük Paris” yakıştırmasının yapıldığı şüpheye yer bırakmamaktadır.

 

 Prof. Berber’in bu önemli derlemeye eklediği bir üçüncü bölüm ise, 1914 yılında İzmir’de basılmış Türkçe bir rehberdir. İzmir Tüccaran ve Esnafan-ı İslamiyyesine Mahsus Rehber başlığını taşıyan bu çalışma, adından da anlaşılacağı üzere İzmir’deki Müslüman esnafla ilgili bilgileri içermektedir. Müslüman esnafın faaliyet gösterdiği sektörlerin çeşitliliği, sadece azınlıkların ticaretle meşgul olduğu ve Müslüman/Türk unsurun ticarette hiç var olmadığı genel geçer yargısının tekrar gözden geçirilmesini sağlaması açısından oldukça önemlidir.

Özetle, parfüm imalatından, züccaciye imalatına, mobilya imalatından sadece Halep malları satan uzmanlaşmış dükkanlarına kadar lüks tüketimin de hatırı sayılır bir orana ulaştığı İzmir, 20.yy. nin başlarında tam bir cazibe merkezi olarak bu derlemede karşımıza çıkmaktadır. Rehber’de yer alan ve İzmir tarihi için bir hazine niteliği taşıyan tüm bu verilerin tarihçilerden, edebiyatçılara tüm meraklı entelektüellere ufuk açacağına ve yaşadığımız bu şehrin tarihiyle barışmasına yapacağı katkı ortadadır.

Onur KINLI

Categories: kitap, tavsiye kitap Etiketler:

Hülya Avşar Dürüst mü ?

Haziran 12, 2008 mehmet Yorum yapın

Son zamanlarda Kanallarda boy göstermeye başlayan ,sayın güzel avşar kızı bir televizyon kanalında Türkiye Başbakanı sayın RECEP TAYYİP ERDOĞAN ı konuk etmişti ve herkesin bildiği saçma sapan,sorular sormuştu.

Evet şimdi bizde sayın avşar kızına soruyoruz.

1 neden başbakana eşcinsel haklarını sormadınız

2 neden başbakana tarikat ve şeyhleri sormadınız

3 neden hala internetteki saçma sapan sansürleri sormadınız

4 neden hala ceplerini dolduran belediye başkanlarını sormadınız

5 neden Atatürk hakkında tek kelime sormadınız

6 neden hala youtube gibi bir sitenin sadece rüşvet vermediği için hala neden erişime kapalı olduğunu sormadınız.

7 neden neden neden hülya hanım

biz söleyelim siz kendinizi,kendi çıkarlarınızı düşündüğünüz için saç ma sapan soru sordunuz bu ülkenin yakışıklı başbakanına.

 

Türkiye Avrupa kupasını Alır !

Haziran 12, 2008 mehmet Yorum yapın

Evet yanlış duymadınız;Bu Türkiye Cumhuriyetinin milli çocukları,bu kupayı alır gider.

Nasılmı Çekleri ezer,ondan sonra sıradakileri diz çöktürür.

Ve dünyaya Bir Türkiye Milli mücadele örneği sunar.

utananlar utanır.

AKP Kapanacak !ADP Kurulacak Türkiye Neolacak ?

Haziran 12, 2008 mehmet Yorum yapın

Bilindiği gibi,10 yıldır aynı senaryolar ve aynı filmi seyredip duruyoruz.Anlamadığım şey neden hala ısrarla bir çıkış yolu arandığıdır.Zaten avrupa birliği demiştir;din ve devlet işleri kapama getirir diye.Yani demiştirki zehir içersen ölürsün,seni doktorlarda kurtaramaz.

Eee ozaman neden bu ısrarla anayasa mahkemesi ve muhalefette yüklenmek ?

Acaba sağ gösterip solmu vuracaksınız sayın yetkililer……Yoksa siz bizi kapatın ,biz yine bir parti kurar düdüğümüzü öttürür mü diyorsunuz.

ohalde gözünüz aydın AKP Kapanacaktır.

geçmiş olsun.

Categories: akp, anayasa, siyaset

Merhaba !

Haziran 12, 2008 mehmet 1 yorum

Sitemize Hoş geldiniz artık sizin hayatınızda fark yaratan bir site Farkbu var !

Categories: Seçme Haberler